Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

“KÜÇÜK SIRLAR” DAKİ TEHLİKE!

“Küçük Sırlar” daki Tehlike!
PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız
 YAZARI TAKİP ET X
Serap Duygulu’nun YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

Sırların dozu artınca ilişkiler bozuluyor.

Sır dediğimiz şey o kadar ilginçtir ki, insanı bir anda uçsuz bucaksız denizlerin ortasına bırakıverir. Bildiğiniz sır bazen rahatsız edicidir, korkutur sizi bazen de mutluluk vericidir, paylaşmak istersiniz. Sır her ne anlamda olursa olsun genellikle sır olarak kalmaya devam edemez. Mutlaka paylaşılır, mutlaka o sır iki kişiden daha fazlası tarafından öğrenilir.

Elbette bir takım duyguları, yaşanmışlıkları sevdiklerimizle ya da güvendiğimiz insanlarla paylaşmak güzel. Ancak zaman geçip ilişkiler boyut değiştirmeye başlayınca zamanında sır olarak verdiğimiz küçük bilgiler, büyük sorunlara yol açabiliyor. Dostluklar yön değiştirince önceden paylaşılanlar, “Demokles’in Kılıcı” misali tepemizde sallanıp durmaya başlıyor. Tehdit oluşturuyor.

Çok pişman olabiliyoruz, belki o anki ilişkilerimiz, çevremizle olan bağlantılarımız hasar alıyor. “Bir daha sır vermek mi!” şeklindeki pişmanlık dolu söylemlerimize rağmen yeniden sır veriyor, sır alıyoruz. Hatta başkalarının sırlarını öğrenmek de keyif veriyor bize.

Peki, Ya Güven?

Şikayet ettiğimiz durumu biz de başkalarına yapıyor ve öğrendiğimiz sırları zaman zaman başkalarıyla biz de paylaşıyoruz. İnsan ilişkilerinde en temel duygulardan biri de zaten paylaşmak olarak biliniyor. Bir de güven. Bu güven meselesi ilginçtir, paylaşımlarla doğru orantılı olabiliyor bazen. Güvendiğimiz insanlara verdiğimiz sırların, başka insanlar tarafından da öğrenildiğini fark ettiğimizde, insanlara güvenimizi kaybediyoruz. Başka insanlara güvenip yeni ilişkiler geliştirdikçe ve benzer sorunları yaşadığımızda bu defa kendimize olan güvenimizi kaybediyoruz. Doğru insanları seçemediğimizi, sağlıklı ve sağlam ilişkiler kuramadığımızı düşünüyoruz. Kendimizi suçluyoruz.

Aslında sır dediğimiz şey iki ucu keskin bir bıçak gibi. Verdiğimiz sırlar ve bildiğimiz sırlardan oluşuyor. Verdiğimiz sırlar hep bizim zayıf tarafımız olarak duruyor, her an ortaya çıkarak hayatımızı alt üst edebilir. Bir kez bizden çıktıktan sonra geri dönüşü asla mümkün olmayan, vazgeçemediğimiz açıklarımız onlar. Bunu bilenler tarafından her an kullanılmaya hazır bir kart. Öyle ki; zamanında söylenmemiş ve sır olarak kalmış olaylar nedeniyle yıkılan yuvalar, ayrılan eşler, sonu kötü biten ilişkiler var.

Bildiğimiz sırlar ise genelde bizi hiç ilgilendirmeyen, insanların güvenerek verdiği ve saklamamızı bekledikleri sırlar ya da bizim tesadüfen öğrendiğimiz sırlar olabilir. Bazen istemeden ya da isteyerek, bilinçli olarak başkalarıyla paylaşıyor, başkalarına anlatabiliyoruz. Yani bir anlamda başka hayatlara müdahale ediyoruz. Bizi ilgilendirmeyen olaylara girerek insanların hayatlarını etkiliyoruz.

Üstelik bazen bunu kendimize bir hak olarak görüyoruz. Oysa yine bu tip sır verme nedeniyle yok olan hayatlar var. En hafif sonucu biten arkadaşlıklar, güvenilmez insan olarak suçlanma, dışlanma tehlikesi var. Sırrı bilmek de kötü, paylaşmak da. İşin en tuhaf yanı, hepimiz çok iyi sır tuttuğumuzu iddia ederiz. Kendimize bile dürüst olamıyoruz aslında.

Sokrates’in Sırlar için 3’lü Filtre Testi

Bu anlamda bilinen bir hikaye vardır. Zamanın ünlü filozoflarından Sokrates’in bir hikayesidir bu...

Bir gün bir tanıdığı büyük filozofa rastlar ve der ki: “Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun ?” Bir dakika bekle deyip cevap verir Sokrates. Bana bir şey söylemeden önce senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna “Üçlü Filtre Testi” deniyor.

“Üçlü Filtre?”

“Doğru” diye devam eder Sokrates. Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir fikir olabilir. Bu ona 3 filtre testi dememin sebebi.

“Birinci filtre Gerçek Filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?

“Hayır” diye cevaplar adam “Aslında bunu sadece duydum ve …”

“Tamam” der Sokrat. “Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim, İyilik Filtresini. Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?”

“Hayır, tam tersi…”

“Öyleyse” diye devam eder Sokrat. “Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yinede testi geçebilirsin çünkü geriye bir filtre daha kaldı İşe yararlılık filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?

“Hayır” gerçekten değil.

“İyi” diye tamamlar Sokrat. “Eğer bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?”

Sırlarla ne yapmamız gerektiğini çok iyi özetler bu hikaye. Sır bilmek aslında çok da iyi bir şey değildir, bildiğiniz sırları başkalarıyla paylaşmak da iyi bir şey değildir. Hele o sırları kişilerin aleyhinde kullanmaya kalkmak, koz olarak kullanmak ucu size dönük bir oku fırlatmak demektir. Dönüp dolaşıp geleceği yer sizin yüreğinizdir.

Psikolog Serap Duygulu

Yayın tarihi: 11.04.2011
PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI (1)

Ne kadar güzel bir yazı kaleminize sağlık

12.04.2011 11:36:01 Merve Akdemir