Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

BORDERLİNE / HAYATI UÇLARDA YAŞAYANLAR

Borderline / Hayatı uçlarda yaşayanlar
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız
 YAZARI TAKİP ET X
Terapi İstanbul’un YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

28.09.2018 - 00:00 | Son Güncelleme:

Dengesiz, tutarsız biri…

Bir gün mutlu, bir gün mutsuz, bir gün sevecen ertesi gün düşman…

Gereğinden fazla tepkisel… Önce sizi göklere çıkarır, ayaklarınızı yerden keser. Sonra birden nefret eder, düşmanınız kesiliverir. Bir öyle, bir böyle; dengesi şaşmıştır, sizin de dengenizi altüst eder.

Belki de en güzel cümleleri ondan duydunuz bugüne kadar. Tabii en ağır, en aşağılayıcı olanları da…

Söylediklerini kulakları duymuyor sanırsınız, edilecek laflar değil.

Peki, ama o sevgi dolu, tutkulu buluşmalarınız koca bir yalan mıydı?

Bu sürekli kaos nedendir? Huzur bize uzak mı? Bu ilişki koca bir yalan mı?

Borderline kişiliğim ben, dengesizim. Sürekli kendimde hata arıyorum. Eksik miyim ben, yetersiz miyim? Sevilmeye değmez miyim?

Sana güvenmek istiyorum, deniyorum seni. O kadar kötü davranayım, öyle şeyler anlatayım ki benden nefret et! Bilmek istiyorum, beni terk edip gidecek misin?

Bu düşünce içimi kemiriyor. Biliyorum beni terk edip gideceksin. O zaman ben terk edeyim seni ya da uzak durayım senden. Hiç bir araya gelmeyelim. Çünkü çok sevdim seni ama sen beni sevemezsin. Çünkü ben sevilecek biri değilim!

Annem-babam bile sevmedi beni, başka biri nasıl sevebilir ki?

Pişman oluyorum… Sonra daha da iyi oluyorum sana karşı. Çünkü sensiz olmak, ölüm geliyor bana.

Duygularım çok karışık. Hayatım çok karışık…

Yalvarırım! Sev beni! Ama çok sev ki ben de bağlanayım hayata! Bu dünyada güvende hissedeyim…

***

İşte bu hikâye; çekenin çektirme hikâyesi.

Ve bu hikâyenin kahramanı küçük bir çocuk!

Bu çocuk ne yaşamıştır ki, bu kadar korkar insandan. Korktukça da ona saldırır umarsızca?

Genetik olarak bu kişilik özelliklerine yatkın doğan çocuk, büyüme döneminde ihmal edilir, ilgisiz büyütülür, daha da acısı cinsel istismara mazur kalırsa, en yakınlarına güvenemez, bağlanamaz.

Çocuklar kendilerini anne babalarının gözünden görür.

Anne-babaları için kıymetliyse kıymetlidirler bu hayatta…

Onlardan onay almak isterler, “Ne yaparsam yapayım sev beni, çok beğen, hep beğen” derler.

Düşünün ki bir çocuk hiç tebrik edilmemiş, hiç onaylanmamış, sürekli ihmal edilmiş.

Sizce güvenebilir mi, sevebilir mi?

Aile, çocuğun en büyük ihtiyacı olan empatiyi hiç göstermemiştir. Onu olduğu gibi kabul etmemiş, duygularını görmezden gelmiş, varlığını fark etmemiştir.

Çocuk öfkelenir!

“Ben sevilecek biri değil miyim” diye düşünür.

YİNE CANIM YANAR MI?

Kendinden nefret eder!

Herkes için bir yük olduğunu düşünür?

Sevilmeye layık değildir!

Kendini yok etmek ister!

Bazen alkol ya da madde kullanarak imha etmeye çalışır kendini… Çok da farkında olmadan…

Ya da kendini keser! Belki daha da ileri gider, intihar eder...

Hayatı düzensizdir, bir türlü karar veremez, her an yönü değişebilir…

Okulunu, işini, sevgilisini değiştirmek ister, sürekliliği sağlamakta zorlanır.

Ne istediğini bilemez, kendisinin kim olduğuna dair de çok az fikri vardır.

Sürekli çevresindeki insanları suçlar, “Bana kötü davranıyorsun” diye.

Oysa kendisine kötü davranan yine kendisidir!

Bu kendini kötü bilen insan, sürekli iyiyi arar ve yeni tanıştığı, ilişki kurduğu insanları büyük bir umutla idealize eder.

O, en iyi arkadaştır, en iyi sevgili, en iyi doktor, en iyi öğretmen…

Tutkuyla bağlanır, talepleri bitmez tükenmez.

En sonunda ilişki tükenir.

Artık, iyi dediğini yerin dibine sokma vaktidir.

Hafif bir engellenme, erteleme, onay almama bile gemileri yakması için yeterlidir.

Belki arkadaşı, kendine kahve aldı, ona getirmedi… Ya da başka biriyle vakit geçirdi, nasıl yani?

O zaman sen bittin! Geçmiş olsun sevgili!

YA HEP YA HİÇ!

Bazen çevremizde, “Gayet uyumlu” dediğimiz, uzun süredir tanıdığımız insanlar da bu tür özellikler göstermeye başlayabilirler.

Mesela, uzun bir ilişki, boşanma sonrası dağıtanlar gibi.

Bu tavırları göstermeye başlayabilir.

İşte burada, olgun bir kişiliğin, yaşadığı felaket sonrası, ‘sınırda kişilik organizasyonu’ düzeyine gerilemesi söz konusudur.

Bu insanlar hayatımıza girdiğinde onları hem çok severiz hem de çok öfkeleniriz.

Sonra da öfkelendiğimiz için kendi kendimize suçluluk hissederiz.

Bizim de duygularımız karışır.

Karışmamak, kopmamak, ilişkiyi sürdürebilmek için sınırları çizmek şarttır.

O sınırları çizecek olan biziz.

Önce bize öfkelense, sınırları ortadan kaldırmak için elinden geleni yapsa da, net durabilirsek ilişkinin sürmesini sağlamış oluruz.

‘Gecenin Rengi’ filmini izlediniz mi?

Orada Bruce Willis psikiyatr rolündedir. Bu özellikleri taşıyan bir hastası kendisine kızar, incinir, alınır ve kendini pencereden aşağı atar.
Çok kırılgan ve duygulanımı minarenin tepesiyle yerin altı arasında dolaşma eğiliminde olan bu kişiler filmde olduğu gibi öfkelerini kendilerine yahut karşıdakine yöneltecektir.

Yani burada kişi, kendini pencereden atma yerine Bruce Willis’i de pencereden atabilir, tartaklayabilir, onun kariyerini mahvetmek için elinden geleni yapabilirdi. Bu sebeble konuşurken yakınlık ayarı iyi tutulmalı, çok yakın olmak, en sevilen olmak, en iyi insan olmak oyununa gelinmemelidir.

Epey nadir olmakla birlikte Borderline kişilikler güçlü olan yanlarını keşfetmişse ve stabil ilişkileri varsa, ez cümle kendilerini doygun hissedebiliyorlarsa, dışa dönük, enerjik olabilirler ve etraflarına neşe saçarlar. Tamam; alıngandırlar, duygular iyi/kötü, seviyorum/sevmiyorum arasında dalgalanır ancak çabuk barışırlar, çok uzatmazlar. Hissettikleri boşluğu eğitim ve iş hayatlarındaki başarılarla doldururlar. Çocuklarına, ailelerine karşı ilgili, sevecen, fedakardırlar. Arkadaşlarını kaybetmemek için ellerinden geleni yaparlar. Alkol, madde kullanmak yerine spor yaparlar ya da bir hobileri vardır, onun peşinden koşarlar. Kısaca ya hep ya hiç, ya siyah ya beyaz ikileminin pozitif tarafında durmayı başarabilmişlerdir.

O SİZİN NEYİNİZ?

Sevgilinizse:

* Sınırları netleştirin.
* Güven verin, onu terk etmeyeceğinizi hissettirin.
* Çok sevin, sevginizi gösterin.
* Sabırlı olun, öfkesine öfkeyle karşılık vermeyin.
* Sürekli ayrılıp barışarak ilişkiyi tüketmeyin, istikrarlı olun.
* Onun eğlenceli yanını keşfedip, bu özelliğini canlı tutmasına yardımcı olun.

Ebeveyninizse: 

* Öfke nöbetleri sırasında ortamdan uzaklaşın.
* Ondan beklentilerinizi ifade edin.
* Duygularınızı açın, olumsuz durumları telafi etmesi için fırsat verin.
* Onu anlamaya çalışın, mümkünse sınırları net bir yakınlıkta tutun.

Çocuğunuzsa:

* Ona sevginizi göstermekten çekinmeyin.
* Her zaman yanında olduğunuzu hissettirin, fakat birey olmasına izin verin.
* Kriz anlarında ulaşılabilir olun.
* Ona karşı eleştirilerinizi sakin zamanlarda kibarca yapın.
* Öfke kontrolünü sağlamasına yardımcı olun.
* İçindeki boşluk duygusunu doldurması için onun kuvvetli yanlarını keşfedip, gelişmesine destek olun.
* Eğitim hayatının sürmesini, kariyer sahibi olmasını sağlayın.

Arkadaşınızsa:

* Ona karşı destekleyici bir tutum sergileyin.
* Alınganlıklarını anlamaya, çözmeye çalışın.
* Öfke patlamalarında sakinleşmesini bekleyip, daha sonra problemi çözün.
* İntihardan bahsediyorsa ciddiye alın, yapabilme ihtimalleri mümkün.

BAĞIMLI KİŞİLİK / BIRAKMA BENİ SENSİZ YAŞAYAMAM

DEPRESİF KİŞİLİK

HİSTRİONİK KİŞİLİK / ABARTILI ŞAHSİYETLER

NARSİSİZM / VARLIĞIM DÜNYAYA ARMAĞAN OLSUN

OBSESİF KİŞİLİK / TAKINTIYIM, KURALCIYIM, DOĞRUYUM

PASİF AGRESİF / SÖYLEMEM SÖYLENİRİM

Bu içerik Terapi İstanbul tarafından hazırlanmıştır.

Yayın tarihi: 28.09.2018
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu habere henüz yorum yapılmadı.