Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

AİLE İÇİ İLETİŞİM SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Aile içi iletişim sorunları ve çözüm önerileri
4 PAYLAŞIM
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız
 YAZARI TAKİP ET X
Terapi İstanbul’un YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

12.01.2018 - 00:00 | Son Güncelleme:

Aile, toplumun temel yapı taşı ve çekirdeğidir . Anne, baba ve kardeşler hatta artık azalmakla birlikte bazı aile büyüklerinin de birlikte yaşadığı birbirleriyle iletişim kurdukları, birbirlerine bazı duygularla bağlandıkları bir kurumdur.

Buradan bakacak olursak bir ailenin içine doğan her çocuk için aile aslında hayata nasıl bakılacağının, nasıl algılanacağının öğrenildiği, nasıl iletişim kurulacağının öğrenildiği bir ilk okuldur aslında. Çünkü çocuklarımız doğdukları ilk aylardan itibaren evin havasını algılamaya başlarlar ve yavaş yavaş sindirerek, yaşayarak ilk derslerini alırlar. Kendilerine tembih edilenleri değil gördüklerini, izlediklerini çok daha kolay ve kalıcı birşekilde öğrenirler. Bu nedenle aileye bir çocuk katıldığında o birliktelik gerçek, esas bir aile olur ve anne - babaya bir çok sorumluluk yüklenir.

Bir çekirdek aile kurulurken eşlerden herbiri kendi köken ailelerinin davranışlarını,alışkanlıklarını, adetlerini, bakış açılarını ve iletişim kurma tarzlarını beraberlerinde getirirler. Yani hem kadın hem de erkek kendi bildikleri ve alıştıkları şekilde iletişime geçerler. İletişim derken şunu kastediyoruz; duygu ve düşüncelerini ifade ediş biçimleri, olaylara yaklaşımları yani genellikle olumlu mu yoksa olumsuz mu yaklaştıkları, sorunları nasıl çözmeye alıştıklarını kastediyoruz.

Kadın ve erkek içine doğdukları aileleri farklı olduğu için haliyle yukarıda sayılanlara yaklaşımları da farklı olacaktır. İşte evlilikleri bitme ya da peşinden sürüklenme noktasına getiren hep bu algılayış farkları ve yaklaşım farklarıdır. Çoğu çatışma hep bu farklı bakış açıları yüzünden çıkar.

İletişimi bir trafik akışı gibi düşünebilirsiniz mutlaka kural dışı davranışlar ve doğal olarak kazalar da olacaktır. Bunlara iletişim kazaları diyebiliriz. Yani olmaması mümkün değil. Burada asıl mesele çatışmaların nasıl çözüleceğini bilmek bu konuda kafa yormak. Bizim geleneksel yapımızda sorunları tartışarak çözmekten çok sesi en gür çıkan kişi kimse ,istemeden de olsa onun dediğini yapmak şeklinde çözülür. Daha doğrusu çözülmüş gibi yapılır, kısa bir süre kabullenilir ancak bu durumun yarattığı olumsuz duygular bir yere gitmez sadece hasır altı edilir bir yerlerde saklanır ancak o hasırın altının da belli bir kapasitesi vardır ve sonunda dolar artık hiçbirşeyi oraya süpüremez olursunuz. İşte ilişkideki bilinç altımız da böyle dolar ve kirlenir.

Bu doluluk sonucunda herkes kendi kişilik özelliklerine göre, mizaçlarına göre farklı tepkiler verir.

Bazıları içe kapanır,
Bazıları agresifleşir, bağırır, çağırır kırar döker,
Bazıları bir aldırmazlık geliştirir, boşverci olur,
Bazılarının sağlıkla iligili yakınmaları başlar, hastalık hastası olurlar,
Bazılarının uykuları bozulur karamsarlaşırlar,
Bazıları depresyona girerler.

Sonunda uzlaşılmayan her türlü çatışma, çözülmeyen her türlü problem zaman içinde birikir birikir ve bir müddet sonra çok rahatsız edici bir hale gelir. İfade edilmeyen olumsuz duygular Allahtan küçük patlamalar şeklinde ara ara açığa çıkar da ruh sağlığımızı korumamıza yardım eder. Bu küçük patlamalar emniyet sübabı gibidir.

Durum bizim cephemizde böyleyken karşımızdaki kişi için de kocamız, çocuğumuz, kardeşimiz, iş arkadaşımız için de aynıdır, yani kısaca herkesin birbirinin anlayışına, hoşgörüsüne ihtiyacı vardır.

İşte bu noktada bazı iletişim kuralları devreye girerse sorunların çözümü biraza da olsa kolaylaşır .

Mesela kural bir; doğru dinlemeyi bilmektir. Bırakın çocuğunuz üzüntüsünü, kızgınlığını, kıskançlığını anlatsın zehirini akıtsın. İnsanız hepimiz bu duyguları yaşarız. Onları olumsuz duygularından ötürü suçlamayın, ayıplamayın, yargılamayın sadece susun ve dinleyin ki onları duyabilesiniz,  anlayabilesiniz. Duygularını onaylamıyor olabilirsiniz, onaylamanız gerekmez, o anda önerdiği şey anlattığı şey size çok saçma ve gerçek dışı geliyor da olsa dinleyin ‘hm demek böyle hissediyorsun’ diyin ve anlatmasına fırsat verin. Zaten o büyük olasılıkla bu şekilde dinlendiğinde kendi hatalı fikrini kendisi farkedecektir. Bizler genellikle konuştuğumuz için , bol bol öğüt verdiğimiz için, yargıladığımız için dinlemiyoruz ve de gerçek sorunu gözden kaçırıyoruz .

Neden böyle? Çünkü böyle gördük böyle öğrendik, sandık ki annelik-babalık öğüt vermekten ibaret yani’ ben nasıl olması gerektiğini anlatırsam çocuk da doğruları öğrenir ve yapar’ ama ne yazık ki öyle olmuyor. Çocuk sizin bizim söylediklerimizi değil yaptıklarımızı öğreniyor yani habire "oku oğlum" diyeceğimize elimize bir kitap alıp okursak, düzenli olarak dişimizi fırçalarsak, televizyon karşısında bütün geceyi geçirmeden sadece bilinçli olarak seçtiğimiz programları izlersek, yani model olursak, örnek olursak çocuklarımız öğreniyor.

Dinlemek zor bir iştir. Öğrenilmesi gereken ve de öğrenilebilen bir davranıştır. Öncelikle sabırlı olmak lazım, bir derin nefes alıp sorunun kime ait olduğunu iyi ayırt etmek lazım bunu anlamanın en kestirme yolu da mevcut durumun en çok kimi rahatsız ettiğidir, sorun onu sorunudur . Bu durum eşimizle olan çatışmalar için de geçerli .İşte tam bu noktada biraz sakin olmak sorun sahibini önyargısız bir şekilde dinlemek kızgınsak bile geri adım atmak gerekebilir , başka bir deyişle vitesi küçültmek gerekebilir. yani hangimizin derdi daha öncelikli ise ona anlayış gösterebilirsek çatışmalar yıkıcı olmaktan çıkar tam tersi öğretici ve yakınlaştırıcı olur yani böyle olumlu davranarak çocuğumuza ‘bak işte sorun böyle bir yaklaşımla daha az kırıcı bir şekilde konuşulabilir ‘ mesajını vermiş olursunuz ki bu çok kıymetli bir derstir. KIrk saat anlatmaltan çok daha etkilidir.

Ayrıca bazen çok öfkeli olduğumuzu hissettiğimizde sorunu o anda çözme telaşına kapılmadan ‘bunu daha sonra konuşalım ‘ diyebilmek de çok önemlidir bizi büyük ve kırıcı kavgalardan korur. Böyle söyleyerek ortamı terketmek oda değiştirmek derin bir nefes almak öfke kontrolünü kolaylaştırır.

İkinci kural kendimizi doğru bir şekilde ‘ben’ diliyle ifade edebilmektir. Çocuklarımıza neden hoşlanmadığımızı iyi bir şekilde ifade etmezsek, bilemezler. "Mesela sofrayı hazırlayıp çağırdığımda kısa sürede gelmenizi istiyorum".ya da " Herkes yemeğini bitirdikten sonra tabağını bardağını lavaboya götürsün" demezsek bunları yapmadıkları zaman onlara söylenmeye hakkımız olmaz. Çocuklar bunun bizim için önemli olduğunu onlardan bu davranışı beklediğimizi bilemeyebilirler, yani güzel bir şekilde bunu ifade etmek gerek.

Bir diğer kural ya da husus da çocuklara sınırlarımız olduğunu hissettirmektir.Her ailede kurallar ve sınırlar olmalıdır. Bu çocuklar için de çok güvenli ve faydalıdır küçük yaştan itibaren ailenin taviz vermediği tutarlı kuralları olursa, çocuklar da nerede nasıl davranacaklarını öğrenebilirler. Anne babaları nereye kadar esner nerede durmak gerekir bunları çocuklarımıza öğretmemiz onların da hayatını kolaylaştırır.

Bir diğer kural duygulardan korkmayın

Zaten başımıza ne geldiyse korkmaktan geliyor. Yani sizin çocuğunuz da normal bir insan tabii ki kardeşini ya da arkadaşını kıskanacak tabii ki üzülecek, pişmanlık duyacak ,öfkelenecek. Hani dedik ya zehirini akıtsın diye az evvel evet zehirini akıtsın ki ,siz onları suçlamadan ayıplamadan dinleyin ki bu olumsuz duygular kalıcı hale gelmesin çocuğu kirletmesin. 

Mesela Kıskançlık , eskisi gibi sevilmeyecek beğenilmeyecek tercih edilmeyecek olma korkusundan kaynaklanır.

Öfke, kendini etkili bir şekilde ifade edemeyecek olmaktan yani yetersizlik korkusundan kaynaklanır. İşte biz bu kriz anlarını iyi bir dinleyici olarak asıl alt yazıyı okuyabilirsek kodlanmış mesajları anlayabilirsek asıl nedeni daha kolay bulabiliriz. Çünkü çocuklar konuşabilirlerse bize çok değerli ip uçları verebilirler.

Asıl sorulması gereken ana soru şu bence

Nasıl dinleyelim ki çocuklarımız konuşsun?

Nasıl konuşalım ki çocuklarımız dinlesin?

Eğer bir sorun varsa çocuk tedirginse, suçluluk duyuyorsa, kendini kötü ve başarısız hissediyorsa orada öğrenme olmaz etkili ve kalıcı bir öğrenme ancak sorunsuz zamanlarda olur yani siz korkuttuğunuz suçladığınız çocuğunuza birşey öğretemezsiniz .Sadece daha kötü hissetmesine öfke duymasına sebep olursunuz .Başka bir deyişle kötü örnek olmuş olursunuz.

Çocuklarımız ve birbirimiz için yapabileceğimiz en iyi şeylerden bir de olumlu geri bildirim vermektir yani gerçekten, samimiyetle beğendiğimiz bir davranışını, tavrını farketmek ve dile getirmektir.

"Bugün seçtiğin renkler sana çok yakışmış, "Bu sınava çok gayretle hazırlandın çok çaba gösterdin, aferin", "Yemek nefis olmuş eline sağlık" gibi gördüğümüz güzel davranışları da belirtelim ki çocuklarımız onlarda neleri beğendiğimizi de bilsinler ve o güzel davranışları pekişsin.

Biz ne biliyorsak, ne gördüysek onu yaparız ama artık bunu sorgulamanın zamanı geldi, yani genç anne babalar olarak çocuk yetiştirme işini hafife almadan yeni şeyler öğrenmenin iyi bir şey olduğunu biliyoruz. İster istemez anne babalarımız gibi de davranıyoruz. Bu kaçınılmaz, çünkü içimize işlemiş ama kısa bir süre sonra düşünüp, çocuğunuza davranışınızı yanlış bulduysanız da onu karşınıza alıp ‘çok öfkeliydim o anda istemediğim gibi davrandım fazla tepki verdim üzgünüm oğlum-kızım’ demek de çok erdemli ve öğretici bir davranıştır. Gerektiğinde özür dilemeyi de bilmek iyidir. Hem çocuklardan hem eşten hem de bazen arkadaştan.

Yani uzun sözün kısası hayatta sorunlar vardır, çatışmalar vardır bunlardan kaçınamayız. Asıl mesele nasıl onlara nasıl yaklaştığımız ve nasıl çözdüğümüzdür.

KLİNİK PSİKOLOG SEVTAP ÇAKMAKÇI

Bu içerik Terapi İstanbul tarafından hazırlanmıştır.

Yayın tarihi: 12.01.2018
4 PAYLAŞIM
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu habere henüz yorum yapılmadı.