Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.
Hurriyet.com.tr Hürriyet Aile
 

AŞK BÜYÜLÜ BİR ŞEY Mİ YOKSA BİZ Mİ ABARTIYORUZ?

Aşk büyülü bir şey mi yoksa biz mi abartıyoruz?
  • PAYLAŞ
  • PAYLAŞ
    Adınız *
    Alıcı E-Posta Adresi *
    Mesajınız
 YAZARI TAKİP ET X
İlker Öz’ YENİ YAZILARI yayınlandıkça e-posta yoluyla haberdar olmak ister misiniz?

 
 

01.07.2019 - 13:57 | Son Güncelleme:

Var olduğu ilk günden itibaren bırakın yaşamayı duyduğumuzda dahi içimizi titreten o büyülü, gizemli ve insanları birbirine bağlayan o yüce hatta kutsal duygu... Evet kutsal diyorum çünkü şöyle bir dönüp tarihin derinliklerine gittiğimizde ilk dinlerin ortaya çıkması ile birlikte aşkın tanrılar tarafından insanlara verilen biz haz duygusu ve aşkın kaynağının tanrılar olduğu kabul edilmiş, hatta öyle ki aşk tanrıları olduğuna inanılmış.

Peki, yalnızca üç harften oluşup insanın dikkatini bu denli çeken, tüm yapısını değiştiren, uğrunda ölünen ve hatta öldürülen, yemeden içmeden kesen bu aşk gerçekte neydi? Yüzyıllardır cevabı merak edilen, tanımı herkese göre farklı olan, kalem olup şiirler ve destanlar yazılan, dile gelip şarkı olan, ulaşılmazlığı, hasreti resmeden şey neydi? Büyülü bir şey mi yoksa biz mi abartıyoruz aşkı? Yoksa aşk olağanüstü ilişkiler yaratan kimyasal bir formülden mi ibaret? Gelin hep birlikte tanımaya ve tanımlamaya çalışalım.

O, öyle bir duygu ki yaşamda hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bilsen de hiç beklemediğin bir anda beklemediğin bir yerde ne olduğunu anlamadığın hisler yaşamaya başlarsın. Sonrasında onu ne zaman görsen, sesini duysan, gözlerine baksan, tenine dokunsan için içine sığmaz. O da ne!.. Bir anda kalp atışın hızlandı, yüzün kızarmaya başladı, karnında tarif edemediğin bir şeyler oluyor, kelebekler uçuyor sanki. Daha da ileri gidiyorsun, adeta dizlerin zayıflıyor ve ağırlığını taşıyamaz hale geliyor. Yalnızca bu kadar mı? Tabi ki değil, terlemeye başlıyorsun birdenbire, göz bebeklerin büyüyor. Uyarılmaya başlıyorsun, cinsel dürtüler harekete geçiyor. İştahın kapanmaya ve bağırsakların daha yavaş çalışmaya başlıyor. Vücudun hayatta kalma fonksiyonlarını devre dışı bırakıp üremeye, sekse yönelik fonksiyonlara yöneliyor. İşte bu! Sen kesinlikle aşıksın. İşte aşk dediğimiz olay bu.

AŞKIN KALP İLE HİÇBİR İLGİSİ YOK

Üzgünüm, size öyle hayalinizdeki gibi romantik bir aşktan söz edemiyorum. Ama ne var ki işte bu aşkın en gerçekçi hali. Aşkı anlamak için öncelikle şunu kabul etmek zorundayız. Bütün bedensel olaylar gibi aşk da yalnızca biyokimyasal bir olaydan ibaret ve hiçbir olağanüstü anlam taşımıyor. Tıpkı korku gibi, heyecan gibi ya da açlık ve susuzluk gibi. Genel olarak kabul etmekte zorlandığımız bir durumdur bu. Kimse aşkı sıradan bir olaymış gibi görmek istemiyor ve farklı anlamlar yüklüyor. Belki de daha önce bu gerçekle karşılaşmadıysanız şimdi bana kızıyor bile olabilirsiniz ama üzgünüm o büyülü olarak gördüğünüz aşk kimyasal bir gerçeklikten başka bir şey değil. Kabul etmemiz gereken ikinci durum ise aşkın kalp ile uzaktan yakından ilgisinin olmadığıdır. Evet aşkın kalp ile hiçbir ilgisi, alakası bağı yok. Tüm duygular gibi beyinde oluşur, gelişir ve sonlanır. Beyinde yaşanılan bu süreç belki diğer organları etkileyebilir ama tüm kontrol ondadır. Gelin âdet yerini bulsun diye bir aşk tanımlaması yapalım. Aşk için cinsel yönelimlerimiz doğrultusunda ilgi duyduğumuz cinsiyete karşı güçlü bir bağlılık hissi ve yoğun bağlanma hali yaratan hormonal bir çalışma dersek doğru bir tanımlama kullanmış oluruz sanırım. Aşk aslında karşılıklı iki geçici hevesten ve iki vücudun yakınlığından başka bir şey değildir. Peki aşk bu kadar sıradan ve basit bir duygu ise biz neden ve nasıl aşık oluyoruz, neden bu kadar acı çekiyoruz, neden gözümüzde bu kadar büyütüyoruz, gerçekten gerçek aşk yok mu?

NEDEN VE NASIL AŞIK OLURUZ?

Hiç düşündünüz mü birbirini tanımayan iki insan neden birbirine âşık oluyor? Hiç kuşku yok ki tüm duygularda olduğu gibi aşkta da hem fizyolojik hem de psikolojik birtakım nedenler var. İlk neden tamamen basit aslında: Üremek ve türünü devam ettirmek. Evet biliyorum çok kaba ve direkt bir yaklaşım oldu ama tarif etmekte bile zorlandığımız aşkın temelinde yatan güdü tamamıyla neslin devamı. İşte tam da bu noktada bilinçaltımız devreye giriyor. Çünkü o yıllarca bu anı bekledi. Bizim için sürekli kayıtlar yaparak bir eş profili tasarladı çünkü. Neslimizi devam ettirmemiz için en küçük çevremiz olan aileden başlayarak bizim için birçok etkeni yıllarca bir araya getirdi durdu ve senin için en uygun profil bu diyeceği günü bekledi. O an geldiğinde hormonları devreye soktu hemen ve işte o büyüleyici aşama geldi feniletilamin, dopamin ve norepinefrin salınımı ile birlikte büyülü sandığın duygusal değişimleri yaşamaya başladın. Sen istediğin kadar Eros okunu kalbine sapladı diye düşün bütün olup biten şey seni üremeye iten bilinçaltının en doğru eşi seçmeye çalışması. Yani bilinçaltımız ile kimyasalların bize oynadığı bir oyun aslında. Bir nevi delilik hali. Sonrasında endorfin ve oksitosin adlı kimyasallar devreye girmişse şanslısın devam ediyorsun. Endorfin aşaması sevginin bağlılığın oluştuğu an. 6. ay ile 3. yıl arasında. İkinci aşama olan bu endorfin salınımı gerçekleşmediyse aşk kaybolur. İşte tüm bu sebeplerden dolayı tüm duygular gibi aşk da beyinde başlar ve sonlanır diyoruz.

GERÇEK AŞK VAR MI YOK MU?

E, o zaman gerçek bir aşk yok mu yani? Elbette var. Ama sandığımız, yaşadığımızı düşündüğümüz, anladığımız haliyle değil. Karşındakini özgürce sevebilme duygusudur aşk. Egolarından arınmaktır aşk. Karşındakini her haliyle kabullenebilme sanatıdır. Bağlılık olduğunu düşünmek değildir aşk. Hiç tanımadığın birinin gözlerinin içine sevgiyle bakmaktır. Yargılamadan, kızmadan, kontrol etmeye ve değiştirmeye çalışmadan bakmaktır. Tamamen saf bir sevgiyle. Öylesine kesintisiz ve öylesine derin göz bebeklerine bakıp aktarmaktır ruhunu. Çünkü gözlerinde saklıdır insanın ruhu. Ancak orada bulursun ruhunu ve onun bilgesini. Ona dokunmadan, incitmeden, hiçbir karşılık beklemeden ve çıkar gözetmeden sessiz bir dille ne kadar değerli olduğunu hissettirmektir. Beklentilerdir aşkı kirleten. Önce kendini tanımak ve kendini sevmektir. Derinden kendini sevmeyi bilen sevebilir ancak. Sahip olmadığın bir şeyi nasıl verebilirsin söylesene. Vermek için önce sahip olmalısın. Kendi sınırlarını bilmeyenin ulaşması zordur gerçek aşka. İşte bu yüzden biyolojik bir ihtiyaç değildir aşk. O, ruhsal bir ihtiyaç ve çok derinlerde gizli olan dünyada çok az insanın tecrübe ettiği kutsal bir duygu durumudur.

Biz ne kadar konuşursak konuşalım bu konu yüzyıllardır bitmedi ve insanlık var olduğu sürece de bitmeyecektir. Tüm biyokimyasallar, hormonlar her şey ama her şey yaratıcımızın bize bahşettiği duyguları yaşayabilmemiz için sistemimize yüklenmiş veriler aslında.

Her aşk eninde sonunda ömrünü tüketiyor. Bir aşka tutulmak ve onu yaşamaktan daha zor olan tüm engelleri aşıp onu sürdürebilmektir. Önemli olan, aşkın nasıl olması olduğu veya olması gerektiği değil, nasıl sürdürüleceğidir.

Her şeye rağmen aşk olsun.

Yayın tarihi: 01.07.2019
  Yorum yazabilmek için lütfen üye girişi yapın
OKUYUCU YORUMLARI
Bu habere henüz yorum yapılmadı.